21.09.2007

Papaz yeminiyle işe başlayan bir Başbakan ve de laik ‘rituel’ler..

Vakit/22.09.2007/Selahaddin ÇAKIRGİL
Papaz yeminiyle işe başlayan bir Başbakan ve de laik ‘rituel’ler..

Şimdi de, ‘İncil’de haber verilen Yecuc- Mecuc’ler (Gog ve Magog’lar)
Ortadoğu’da harekete geçti!’ dediğini, fr. teoloji profesörü Thomas
Römer açıkladı.. Buna göre Bush, Irak’a saldırmadan birkaç hafta önce,
Fransa eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a, ‘Bu duruma göre, bana
yardım et..’ demiş.. Bunun üzerine, Chirac da, konuyu uzmanına,
hristiyan ulemasına sormuş, Lozan Üniversitesi’nde İncil uzmanı Thomas
Römer’den bu konuda bilgi istemiş ve hazırladığı rapor da Bush’a
gönderilmiş.. Hatırlanacağı üzere, Bush, Haziran-2003’te, yani Irak’ı
işgalinden dört ay sonra Mısır’ın Şarm el-Şeyh beldesinde Filistin
heyetiyle görüşürken, ‘Tanrı bana ‘George, git Afganistan’daki
teröristlerle savaş’ dedi, gittim savaştım. ‘George, git, Irak’taki
despotluğu bitir’ dedi, bitirdim. Şimdi bana Tanrı’nın ‘Git,
Filistinlilerin devlet kurmasını sağla, İsraillileri güvenliğe
kavuştur, Ortadoğu’ya barış getir!’ dediğini hissediyorum. Tanrı’nın
izniyle bunları da yapacağım...’ demiş ve bazı hristiyan din adamları
‘Bush’un kendini Mesih zannettiği’ yönünde yorumlar yapmıştı..
Bir
diğer tablo.. Yunanistan’da Başbakan Kostas Karamanlis, oy kaybına
rağmen, 300 sandalyelik Yunan Meclisi’nde, 152 sandalye kazanarak,
iktidarını kılpayı korudu ve piskoposların huzurunda ettiği yeminle
Başbakanlığı’nın yeni dönemine başladı.. Bizi asıl düşündürmesi gereken
konu, bu.. Aynı manzarayı, Güney Kıbrıs’da da görüyoruz..
Bunları
illâ bizde de, ‘hocalar huzurunda yemin edilerek başlanılsın böyle
vazifelere..’ demek için söylemiyorum. Çünkü her şeyden önce İslâm’da
öyle bir ruhban sınıfı kurum yok..
Dikkat edilmesi gereken nokta, başka olsa gerek..
Etrafımızda, halkının büyük ekseriyeti Müslüman olmayan komşularımıza da bakalım..
Eskiden,
1920’lerden 1990’lara kadar bir komünist Sovyet Rusya vardı, ‘din’
anlayış ve kurumuyla savaşan.. Komünizmin inkırazıyla o da son buldu..
Şimdi kuzeyimizdeki Rusya, Ortodoks Kilisesinin tarihî- manevî
liderliğinde ilerliyor.. Sovyet hâkimiyetinden çıkıp bağımsız ülkelere
dönüşen ve halkları hristiyan olan öteki ülkelerin, Ukrayna, Moldavi,
Romanya, Bulgaristan ve Doğu’daki Gürcistan ile Ermenistan‘ın durumu da
öyle..
Hele Ermenistan.. Bütün sosyo-politik hayatını, Ermeni
Kilisesi’nin önderliğinde şekillendiriyor.. 2,5 milyonluk bir yoksul
Ermenistan, 7,5 milyonluk ve maddî açıdan giderek daha bir petrol
zenginine dönüşmekte olan Azerbaycan topraklarının yüzde 25’ini, dörtte
birini, 15 yıldır işgali altında tutabilmekte ve Haydar/ İlham
Aliev’lerin katı laik saltanatı, bu durumu fiilî olarak kabul etmiş
gözükmekte.. Ve hâlâ İslâm’la savaşması temel mes’elesi..
Bir de
komşularımızdan, halkı Müslüman olan ülkelere bakalım.. Sosyo-politik
hayatı, 30 yıla yakın zamandır, halkının inancıyla barışık bir İran
müstesnâ, Irak ve Suriye de, tıpkı Türkiye gibi, temel sosyo-politik
sistemi ve aslî kurum ve yönetim merkezlerindeki -hele de atanmış-
kadroları, kendi halklarının inanç sistemine bigane kalmanın ötesinde,
onu bir de kendileri için en büyük tehdid olarak görüyorlar.
Çünkü
bu ülkeler, I. Dünya Savaşı’nın galibi olan emperyalizmin kendilerine
zoraki giydirdiği ‘deli gömleği’ni bir türlü çıkaramıyorlar.. Bu
ülkelerin yönetim mekanizmalarının hele de gizli iktidar odaklarında
çöreklenen kadrolar, bir ‘harâmîler çetesi’, bir ‘mütegallibe/ zorbalar
zümresi’ olarak, iktidarlarını sürdürmek için, her entrikayı mübah
görüyorlar..
Songünlerde, Türkiye’yi yeniden germeye çalışanların,
adetâ bir ‘din bağlılığı’ bağnazlığı içinde, en katı totaliter bir
ateizm olarak algıladıklarını ortaya koydukları ‘laiklik’ lafına
tutunup, bütün bir Müslüman halkı, ellerine aldıkları ‘resmî ideoloji
ikonu’nun ismi ve resmi ile sindirerek, kendi 80 yıllık dayatma ve
saltanatlarını korumaya çalışıyorlar..
Bu durumun temelleri,
Ortadoğu’da 1920’lerde gerçekleşen emperyalist istilâya dayanır..
Dikkat edilirse, Türkiye içindeki bu azlık iktidarının, medyatik bir
‘mahalle baskıcılığı’na dönüşen despotik anlayışın, emperyalizmin
başkentlerinde de destek görmesi, bunun için..
YÖK Başkanı Teziç,
‘türban yüzünden bu zamana kadar iki parti kapandı’ derken, dayanağı
gerçekte hukuk filan değil, o emperyalist odaklardır. Ve de bir
general, sırf, başörtülü eşine selâm vaziyetinde olmamak için
Cumhurbaşkanı’nı karşılama protokolündeki yerini terk ediyor,
görülmemiş bir kabalıkla.. Bunu o generale, kendi astlarından birisi
yapsaydı, en hafifinden ve hemen, 30 günlük ‘oda hapsi’ ile
cezalandırırdı.
Cezayir’i hatırlayalım.. Halkın, 1992 başında,
yüzde 85 destekle seçtiği İslâmî Selamet Cebhesi’ni devirip, ülkeyi bir
kan gölüne çeviren diktatör generallerin Batı dünyasınca nasıl
alkışladığını, ‘demokrasiyi kurtarmak için, gerekirse diktatörlük de
gerekebilir..’ diye yüksek ‘felsefî‘ yorumlara başvurdukları
hatırlanmalıdır.. Ve o laik generallerin desteklenmesi için, laik
TC.’nin de, hem de o gün içinde bulunduğu elverişsiz ekonomik şartlara
rağmen, karşılıksız olarak 100 milyon dolar verdiği de.. Önceleri
özgürlükçü sayılan Prof. Mümtaz Soysal gibi birisinin bile Cezayir’e
gidip generallere akıl vermesi ve dönüşünde, ‘Ama, orada laiklerin
korkusunu hiç düşünmüyorsunuz..’ kabilinden sözler ettiği de keza..
Şimdi,
aynı oyunu Türkiye’de yeniden oynamak isteyenlerin olduğu, son
günlerdeki laik goygoycuların tuttukları tempodan da anlaşılabilir..
Yeni
bir ‘28 Şubat’ zorbalığı denemesi.. ‘22 Temmuz’un rövanşını almak,
ülkeyi ve halkı cezalandırmak için mukabil bir hücum denemesi..
Amerikan
emperyalizmi, ‘28 Nisan muhtıra teşebbüsü’ sonrasında, ‘Türkiye
içindeki gelişmeler iç hukuk kurallarına uygun ise, bizim bir
itirazımız olamaz..’ dememiş miydi?
Ve Türkiye’deki bütün askerî
darbelerin, zorbalıkların, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine göre,
‘Cumhuriyet’i korumak’ adına tezgahlandığı ve uygulandığı bilinmiyor
mu?
Ama, seçimden önce vaad olunan bir anayasa değişikliğine
gösterilen bu tepkiye karşı, halk kitlelerinin tepkisinin de aynı
kararlılıkla gelişeceği unutulmamalı..
Bugün, kemalist-laikler,
korku ve vehimlerinden yeni bir heyula, öcü yontma çabası içinde.. buna
karşı, milletçe seçilenler de, milletin haysiyet, hâkimiyetinin ve
emanetinin korunması için, gerekirse, bedel ödemek kararlılığında
olduklarını göstermelidirler.. Ama, bunu millet de göze almalıdır,
sadece seçilenler değil.. Yoksa, zorbalara boyun eğmenin sonu gelmez!

Powered by ScribeFire.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

<< Ana Sayfa