17.07.2008

Türkiye halkı , aptal ve salak mıdır?

Cumhuriyetin ilanindan sonra yapilan devrimler Türkiye halkini benliginden,kimliginden siyirip yapay,sûni bir kimlik arayisina zorlamistir.
Yapay bir dil:
Bugün konustugumuz türkçe türk dilinden çok uzaklarda kalmistir.Ne Fatih'in Avni'sinde kullanilan Osmanlica,nede Yunus'un Anadolu türkçesi nede Mevlananin edebi türkçesidir.Zira bu insanlarin eserlerini hiçbirimiz okuyup anlamiyoruz.
Ahmet Cevdet Pasanin Tarih kitabini ben dahi okuyamiyorum.Satir basi kitabin altindaki "tercumesine" bakmam gerekiyor.Ibrahim Hakki hazretlerinin Marifetnamesini 50/60 yasindan genç kaç kisi okuyabilir.
Çaginin edipleri farsça yazarken Yunus Emre has Anadolu türkçesi kullanmistir.Alip okuyun Yunus Emre Divani'ni anlayabilecekmisiniz.

Türk dilini degistirmekle kasitli olarak Türk/Türkiye milletini ecdadindan koparmislardir.
Zaten Osmanli alfabesini kaldirip yerine hiçbir ülkenin alfabesine benzemeyen karma/yapay bir "latin" alfabesi getirmekle Türkiye halki ecdadindan koparilmisti.
Yetismis bir agaci yerinden söküp baska bir yere dikince tekrar eskisi gibi yesermez hep soluk,ciliz kalir,egik bükük olur.Türk halkida aynen öyle olmustur.
Üstelik,ortada bocalayan,kendini tanitamayan millete " birinci vazifen bu karmasaligi korumaktir" diye emirler vermisler.

Ben 1980 lerde bilgi -islem egitimi aldim.O zamanlar MS-DOS vardi.Bilgisayarimda avrupa dillerinin tümü oldugu halde türkçe karakter bulunmuyordu.Bilgisayarlarda türkçe karakterler Windows icat olduktan epey sonra özel programlarla yerlestirildi.Yunanca,Rusça hatta Arapca yazan bilgisayarlar türkçeyi tanimiyordu.Bu sebeple türk gençlerinin, bilgisayari ingilizce ögrenmesi gerekiyordu.

Yapay kültür.
Cumhuriyetle birlikte Osmanli musikisinin yerini Mozart'in symphonisi aldi.Dualarla ugurlanan cenazeler Avrupanin sekuler inancina has ölüm marslariyla ugurlanir oldu.Çocuklarimiza Karaoglan,Hacivat-Karagöz gibi milli hikaye ve efsanelerimizin yerine pamukprenses,yedicüceler,pinokyo hikayeleri okuttuk. Ve buna paralel olarak sinema ve tiyatro oyunlarinda Hacilari,Hocalari yobaz gerici bencil,sevimsiz insanlar gibi yansittik.Çiplak kadin resimlerine "nü sanati" dendildi,o resimleri yapanlara sanatçi denildi, asirlardir süregelen nice sanatlar unutturuldu.
Yurdun her tarafi heykellerle dolduruldu.
Yapay kimlik.
Türk çocuklarina özetle şu bilgi verildi:
1- Türkler Ergenekondan çiktilar dünyaya dagildilar.Bütün insanlik türklerden türedi.
2-1919 türk milletinin yeniden dirilis tarihidir.

Yani Ergenekonla 1919 arasindaki Tarih kayiplara karismis.Bu zaman bölümünde türkler sanki baska bir gezegene tasinmislar.

Içi bos ideolojik kurgularla Gençlerimizi balon gibi sisirdiler:
Bir türk dünyaya bedel,türküm dogruyum,çaliskanim.
Fakat en büyük vurgunlar,yolsuzluklar,alevere dalevereler ülkemizden eksik olmaz.
Demokrasi sifir,insan haklari sifir.Gelir seviyemiz Afrika ülkelerini zor geçer.En begenmedigimiz fakir Romanya bile bizi solladi.

Olsun zarari yok,yeterki "Turkiye laiktir laik kalacak" diyebilecek gücümüz ve özgürlügümüz olsun.

Daha nice çilginliklar,tahripler yikimlar.

Bu giristen sonra, umarim, Mehmet Şevket Eygi Beyefendinin yazisini daha iyi anlayacaksiniz.


17.07.2008 /Milli Gazete/
Mehmet Şevket Eygi


SORU: Bazılarının dediği gibi Türkiye halkı geri zekâlı, aptal ve salak mıdır?

CEVAP: Kesinlikle değildir. Ancak bu cevabın bir “lâkiiin”i vardır.

Kötü ideoloji, kötü eğitim, bozuk toplum, şerir medya ve daha bir sürü fenalık halkımızın bir kısmını sersemletmiş, akılsız hale getirmiştir.

Dünyanın en akıllı, en zeki (akıl ile zekâ arasında ince farklar vardır), en firasetli çocuğunu uyuşturucu, içki, seks, bâtıl inançlar, peşin fikirler, çeşit çeşit beyin yıkamalar, ideolojik radyasyonlar, ahlâkdışı eğlenceler ile birkaç sene içinde dünyanın en aptal, en sersem, en şaşkın, en salak, en terbiyesiz, en karaktersiz zombisi, canlı cenazesi haline getirebilirsiniz.

Türkiye’nin kaç nesli (kuşağı) kasıtlı olarak cahil bırakılmıştır.

Kasıtlı olarak ahlâksız ve karaktersiz yapılmak istenmiştir.

Kasıtlı olarak uyuşturucuya alıştırılmıştır.

Kasıtlı olarak seks manyağı yapılmıştır.

Rahmetli Profesör Mümtaz Turhan, cahilleri ikiye ayırırdı:

1. Okula gitmemiş, okuma yazma bilmeyen cahiller.

2. Okula gidip okuma yazma öğrenmiş cahiller.

Bizde 1928’den bu yana okullara gidip, okuma yazma öğrenen ve okuma yazma öğrenmeyen üçüncü bir cahil sınıfı türetilmiştir.

Türkiye isimli bir ülkede yaşıyor, anadili Türkçe ve dedelerinin mezar taşlarını okuyamıyor. Sadece mezar taşları mı?

Tarihî binaların kapılarındaki Türkçe kitabeleri okuyamıyor.

Dünyanın en büyük yazmalar kütüphanesi olan Süleymaniye Kütüphanesindeki Türkçe yazma kitapları okuyamıyor.

Başbakanlık Devlet Arşivi’ndeki Türkçe tarihî belgeleri okuyamıyor.

Ya Rabbi! Bu ne korkunç cahilliktir.

Zekâ hakkında bilinmesi gereken temel bilgiler şunlardır:

1. Her insanın bir IQsu vardır. (Zekâ katsayısı)

2. IQ’su 130’un üzerinde olanlar süper zekâlıdır. 100 civarında olanlar iyi zekâlıdır. 70 ve aşağısı zekâ özürlüdür. Zekâ özürlü bir kimse özel okullarda, özel bir eğitimle yetiştirilebilir, sorumlu ve mükellef bir vatandaş olarak yaşayabilir.

3. Doğuştan/yaratılıştan çok parlak zekâya sahip olan bir çocuk kötü eğitim, kötü toplum, kötü aile muhiti içinde bozulabilir ve aptallaşabilir.

4. Zekânın türleri vardır: a) Tekniğe, matematiğe yönelik “hendesî zekâ”, b) Edebiyata, felsefeye, sanata yönelik “ince zekâ” c) Nadiren bu iki zekâya birden sahip olanlar vardır. Fransızların meşhur Pascal’ı gibi... ç) Sönük, donuk, orta zekâlar...

Türkiye’mizde doğuştan/yaratılıştan çok zeki çocuklar resmî ideoloji, kötü eğitim, kötü ortam, çeşitli sabotajlar yüzünden körletilmekte, aptallaştırılmaktadır.

Yüce İslâm dininin temel prensiplerinden biri “Aklı olmayanın dini de yoktur” prensibidir.

Müslümanların birinci vazifesi aklını/zekâsını korumaktır.

Anneler babalar, evlatlarının akıl ve zekâları üzerine titremelidir.

Çağımızda dehşet verici bir beyin yıkama faaliyeti gözleniyor.

Hakiki İslâm tarikatları, mensuplarının akıl ve zekâlarını geliştirir, onları olgun Müslümanlar yapmak için çalışır.

Bozuk tarikatlar ve cemaatler; bağlılarının, taraftarlarının, müntesiplerinin akıl ve zekâlarını dumura uğratır, onları düşüncesiz ve beyinsiz robotlar haline getirir.

Türkiye’deki Müslümanların haline bakınız:

Ümmet şuuru kalmamış... Yüzlerce hizbe, fırkaya, cemaate, gruba, kliğe bölünmüş... Üniter bir hiyerarşi yok... Bir İmam-ı Kebir veya Müminlerin Emiri yok... Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor... Birinin ak dediğine öteki kara diyor... Dinsizler bölüp parçaladıkları Müslümanları koyun sürüsü gibi güdüyor... Bütün bu fenalıklar akılların dumura uğramış, zekâların körleşmiş, vicdanların nasırlaşmış olmasından kaynaklanmaktadır.

Bazı hastalıklar rehabilitasyon tedavisiyle izale edilebilir.

Alkolik bir kimseyi, aylarca süren bir tedaviden sonra normal hale getirebilirsiniz.

Uyuşturucu tedavisi de böyledir.

Kötü eğitim, kötü ideoloji, kötü ortam, kötü medya yüzünden zekâ özürlü hale gelen vatandaşlarımızı öyle bir iki kuru nasihatle akıl sağlığına kavuşturmak mümkün olmaz. Çok ciddi bir rehabilitasyon tedavisine ihtiyaç vardır. Bunu kim yapacak?

İslâmî kesimde bu konuda niyet var mıdır?

Teşebbüs/aksiyon var mıdır?

Ciddi bir plan ve program var mıdır?

Peygamberimiz (aleyhisselatü vesselam) “Hesaba çekilmezden önce sen kendi muhasebeni yap” buyuruyor. Akıllı Müslüman kendini, amellerini, tavır ve hareketlerini, davranışlarını sorgulayabilen kimsedir.

Akıllı Müslümana yanlış peşin hükümler yakışmaz.

Türkiye’de millî kimliğe ve millî kültüre hizmet eden iyi bir düzen veya sistem olsa, genç nesilleri bilgi/kültür, ahlâk/aksiyon, estetik/güzellik boyutlarında çok iyi, çok güçlü şekilde yetiştiren bir eğitim olsa bu ülke kısa zamanda Japonya’yı da geçer.

Türkiye’nin Müslüman çoğunluğunu aptallaştıranlar, cahil bırakanlar, sersemletenler bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmışlardır ve yapmaktadırlar.

Yerli halkının kasıtlı olarak cahil bırakıldığı, yabancılaştırıldığı bir ülke kesinlikle bağımsız değildir.

Çeşit çeşit sömürge vardır:

1. Klasik sömürge: Vaktiyle Angola ve Mozambik, Portekiz sömürgesiydi.

2. Sovyet tipi sömürgecilik: Marksist Sovyetler Birliği’nde birlik üyesi ülkeler aslında sömürgeydi. Polonya gibi Doğu Bloğu ülkeleri de bir tür sömürgeydi.

3. İçten, kendinden sömürge: Ülkedeki küçük bir egemen azınlık, birinci sınıf vatandaş ve idareci olur. Halk çoğunluğu ise sersemletilmiş, aptallaştırılmış, faydasına ve zararına olan şeyleri ayırt etmekten âciz sürü derekesine indirilmiştir.

Türkiye Müslümanları gerçekten kurtulmak, hürleşmek, mutlu ve haysiyetli olmak istiyorlarsa, akıllarını ve zekâlarını kelepçeleyen cahiliyye zincirlerini kırmak zorundadırlar.

Bu o kadar kolay bir iş değildir.

Benim bir teklifim var: Tez elden okuma bilmeyenlerimiz 1928’den önce bu ülke halkının bin yıldan fazla kullanmış olduğu millî yazı ile okumayı öğrenmeye başlasınlar. Bunu hepimiz yapabiliriz.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa