13.06.2009

Biz niçin ordu besliyoruz?

Biz niçin ordu besliyoruz?

Başlıktaki ‘besliyoruz’ ifadesini kaba bulanlar, bunu ‘istihdam ediyoruz’ şeklinde değiştirebilirler; aynı kapıya çıkacaktır.

Dünyanın her yerinde ordular, ‘dış düşman’a karşı sınırları korurlar. Bunun için eğitilmişlerdir. Bunun için istihdam edilmektedirler.

İşin bir de ‘iç düşman’ boyutu vardır ki, sadece memleketimize özgü bir gerçekliktir bu... Çünkü, dünyanın hiçbir yerinde, ‘iç düşman’ şeklinde bir kavramlaştırmaya rastlayamazsınız.

Her toplumda mücrimler, suçlular vardır...

Bunlarla uğraşmak görevi orduların değil, polisin ve yargınındır.

Bizde ordu her işe bakar.

Kıvırıp, ‘ordunun bir kesimi’ diyelim de, durduk yerde başımıza iş açılmasın.

Evet, ordumuz her işe bakar.

Mesela, anayasa yapar yahut yaptırır. Cari anayasadan sıkılmıştır, siyaset kurumunu da gerekli ‘ehliyet’ten uzak görür... Bir darbeyle yahut muhtırayla demokratik normale müdahale ederek ‘özlenen yeni anayasa’nın yolunu açar.

Başka?

Sayın Deniz Baykal’ın da vukufiyetle saptadığı gibi, ‘sivil kamuoyunun oluşmasına katkı sağlar...’

Bunun ne cins bir ‘katkı’ olduğunu 28 Şubat postmodern darbesinde tecrübe etmiştik.

Bizde ordu sadece siyaset alanıyla içli-dışlı değildir. İcabında sosyal ve toplumsal olaylara da eğilir. Felsefeye el atar. Habermas’ın ve Weber’in esasında ne demiş bulunduğunu bize anlatır. Laiklik tanımı yapar. Brifingler düzenleyip, cumhuriyet savcılarına laikliği öğretir, ve irticayla nasıl mücadele edecekleri konusunda yol gösterir.

Mesela, ‘karşı taraf’ diye bir kavram üretir.

Biz ‘karşı taraf’tan, Türkiye’de bazı siyasi grup ve cemaatlerin kastedildiğini anlarız.

Bu ‘karşı taraf’la nasıl mücadele edilecektir? Parlamentonun ve siyaset kurumunun gücü nasıl kırılacaktır? Bazı cemaatler nasıl suçlu gösterilecektir? Cemaat mensuplarının evinde silah ele geçirilmesi nasıl sağlanacaktır? Medya ve sivil toplum örgütleri nasıl harekete geçirilecektir? Ergenekon davası nasıl sulandırılacaktır? Ergenekon davası sanıklarının esasında irticaya karşı oldukları için ‘bu duruma düşürüldükleri’ tezi topluma nasıl benimsetilecektir? Siyasi iktidar nasıl alaşağı edilecektir? Bu iş darbeyle mi olacaktır, psikolojik savaş unsurları mı devreye sokulacaktır? Hükümetin içindeki ‘gizli ajanlar’ nasıl, ne zaman, hangi şerait olgunlaştıktan sonra harekete geçirilecektir? Bazı cemaatlerle PKK örgütü nasıl organik işbirliği içinde gösterilecektir?

Nasıl verimli, nasıl heyecan uyandırıcı bir çalışma alanı, görüyorsunuz değil mi?

Bizde ordu (yani ordunun bir kesimi) bu işlere bakıyor.

Diyeceksiniz ki, ‘Ordunun bir kesimi dehşet salacağına, panik yaratacağına, halkın seçtiklerine karşı darbe tertip edeceğine, hasılı üzerine vazife olmayan işlerle uğraşacağına, sınırlarımızı korusun, kendi yerleştirdiği mayınları temizlesin, envanterindeki silahların Ergenekon örgütünün eline geçmesine engel olsun...’

Haklısınız...

Fakat, kendisini her bir şeyden sorumlu gören ordunun bir kesimi de haklı.

Bu ülkede, ‘Ordu, sivil kamuoyunun oluşmasına katkı sağlayan önemli bir baskı grubudur’ diyen siyasetçiler varolduğu sürece, o ‘bir kesim’ rahat durmayacak, halka huzur vermeyecekti

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa