19.10.2008

Böyle yöneticiler de var

Mustafa Kemal, daha sonra çok ünlenecek bir konuşmasında, “biz komünist değiliz, biz faşist değiliz,” demiş...

Sonra da “biz neyiz” sorusuna tam bir cevap bulamayınca, “biz bize benzeriz” diye bitirmişti cümleyi.

Bu “biz bize benzeriz” lafını çok sevdik biz.

Hiçbir şeye benzemiyoruz...

Kendimize benziyoruz.

Kendimizin ne olduğunu da pek tarif edemiyoruz.

Sadece “bizim çok özel koşullarımız” olduğunu söylüyoruz.

Dünyada bunca millet, bunca devlet, bunca kavim var ama biz hepsinden farklıyız.

Bu, iyi bir şey mi?

Bize benzemeyenlerin çoğunun bizden daha özgür, daha mutlu, daha zengin olduğuna bakılırsa çok da iyi bir şey değil.

Norveç, Lüksemburg, İsviçre bizden çok daha zengin ve huzurlu yaşıyorlar.

Onlara benzesek fena olmazdı mesela.

Ha, onların Kürtleri, PKK gibi örgütleri yok.

Onlara benzeyemeyiz.

Peki, Baskları olan İspanya’ya, İrlandalıları olan İngiltere’ye, Korsikalıları olan Fransa’ya benzesek olur mu?

“Yook, bizde çok dindar var” derseniz, İspanya’nın, Fransa’nın dindarlığının bizden pek eksiği olmadığını söyleyebiliriz.

O ülkeler nasıllar?

Geçenlerde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “dünyanın bütün orduları böyle davranır” deyince, biz biraz baktık bu ülkelere.

Oradaki ordular nasıl davranıyor diye.

Bize pek benzemiyorlar.

Fransa’da çok taze bir olay oldu.

Geçtiğimiz temmuz ayının başında bir felaket yaşandı.

Ülkenin güneyindeki Carcassone kentinde halka açık bir “rehine kurtarma operasyonu” yapıldı “kurusıkı” silahlarla.

Fakat bu “operasyon” sırasında aralarında beş yaşında bir çocuğun da bulunduğu 17 kişi, askerleri izlerken “hakiki” mermilerle vuruldu.

Fransa ayağa kalktı.

Fransız Genelkurmay Başkanı Bruno Cuche, derhal dört yıldızlı bir generali “bir haftada sonuçlandırılacak” bir araştırma için görevlendirdi.

Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, üst düzey generalleri Elize Sarayı’na toplayıp, “siz profesyonel falan değilsiniz, hepiniz amatörsünüz” diye bağırdı.

Ardından yaralıları ziyaret edip, “bunun affedilmez bir ihmal” olduğunu söyledi.

Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanını arayıp, “güvenlik prosedürlerinde çok ciddi ihmaller olduğunu” söyleyip sorumluların “gereğini yapmasını” istedi.

Soruşturmalar, 28 yaşındaki bir çavuşun yanlışlıkla cebindeki “hakiki mermilerle dolu” şarjörü kullandığını ortaya çıkardı.

Çavuş gözaltına alındı.

“Deneyimli” bir asker olduğu söylenen çavuş, “kasıtsız yaralanmaya sebebiyetten” mahkemeye verildi.

Olay, bir çavuşun “dalgınlığından” kaynaklanmıştı.

Ölen yoktu.

Peki ne oldu?

1999’da Kosova’da NATO Barış Gücü’nün komutanlığını da yapmış olan Genelkurmay Başkanı Cuche istifa etti.

Sarkozy de “amatörsünüz” diye azarladığı generalin bu istifasını, “sorumluklarının bilincinde olan bir adamın, büyük bir askerin jesti” olarak övdü ve istifayı kabul etti.

Ne Fransız basınını “orduyu yıpratmakla” eleştiren oldu, ne de Sarkozy, Genelkurmay Başkanını savunmak için “siz kimin medyasısınız” gibi konuşmalar yaptı.

Olay bir çavuşun hatasıydı.

Ama insanlar yaralanmıştı.

Devlet başkanı devlet başkanı gibi, genelkurmay başkanı da genelkurmay başkanı gibi davrandı.

Biri olayın hesabını sordu.

Diğeri sorumluluğu üstlenip istifa etti.

Şimdi küçük bir sorumuz var.

Bu ülkede devlet yöneticilerinin devlet yöneticisi gibi davranamamasının, kimsenin sorumluluğu üstlenip “gereğini” yapmamasının nedeni, bu ülkede Kürtlerin PKK’nın, dindarların bulunması mı?

Şartlarımızın “çok özel” olmasından mı bizim yöneticilerimiz böyle?

“Türkiye’nin özel şartları” kimsenin sorumluluğunun bilincinde olmaması anlamına mı geliyor?

Başbakan onun için mi hesap soramıyor?

Genelkurmay Başkanı onun için mi insanları tehdit ediyor?

“Biz bize benzediğimiz” için mi?

Biz, biraz da bize benzemesek, biraz da Fransızlara benzesek mesela, çok mu kötü olur?

Allah muhafaza Fransa kadar fakir, Fransa kadar baskıcı, Fransa kadar kan içinde mutsuz bir ülke mi oluruz?

Yoksa Fransa öyle değil mi?

Yoksa Fransa bizden daha zengin, bizden daha özgür ve bizden daha mı mutlu?

Acaba onların bizden daha iyi durumda olmaları “bize benzememelerinden” mi kaynaklanıyor?

Dünyanın orduları, dünyanın yöneticileri var.

Bize benzemiyorlar.

Biz de onlara benzemiyoruz.

Kim, kendi durumuyla övünmeyi hak ediyor peki?

Biz mi, onlar mı?


Ahmet Altan - 19.10.2008

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa