12.11.2007

Türban beğendiremedik, Bürünçek verelim!

13.11.2007

Türban beğendiremedik, Bürünçek verelim!
HASAN KARAKAYA

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın kuruluş tarihi 1081... Türk Zabıta Teşkilâtı'nın kuruluş tarihi 1826... Türk Polis Teşkilâtı'nın kuruluş tarihi 1845... Jandarma Genel Komutanlığı'nın kuruluş tarihi 1839... Yargıtay'ın kuruluş tarihi 1868... Danıştay'ın kuruluş tarihi 1869...

Bunları, şunun için hatırlattım... Bugün, "hamasi nutuklar" atmaya hevesli hemen herkes, her ağzını açtığında; "köklü bir tarihimiz" ve "şanlı bir geçmişimiz" olduğundan söz etmeyi çok sever...
Gerçekten de; bizim şanlı bir tarihimiz, köklü bir geçmişimiz vardır... Bırakın ötesini-berisini; "Anadolu'nun Türkleşmesi"nin kökeni, 1071'deki Malazgirt Meydan Muharebesi'ne ve 1299'da kurulan Osmanlı Devleti'ne dayanır.
Peki, bu devletlerin hiç mi "gelenek"leri, "görenek"leri ve "inanç"ları yoktu?..
Elbette vardı ve her gelenek ve göreneğin temeli İslâm'a dayanıyordu... Evet, "bizi biz yapan" değerlerin başında "din" geliyordu... Din, yani İslâm!..
Şimdi; Deniz Kuvvetleri'ni, Zabıta'yı Polis'i, Jandarma'yı, Yargıtay'ı ve Danıştay'ı kabul edip de, onları şekillendiren "İslâm'ın emir ve yasakları"nı, dolayısıyla "başörtüsü"nü reddetmek; ne "akıl"la bağdaşır, ne de "mantık"la!.. Bu, "bütün"ü kabul edip, "parça"larını reddetmek gibidir ki; bu tavır, tek kelimeyle "abesle iştigal"dir!..
TÜRK KÜLTÜRÜNDE BAŞÖRTÜSÜ
Kaldı ki; adına ister "başörtüsü", ister "türban", isterse "yaşmak" veya "yazma" deyin, baş örtmek; "Türk tarihi"nin ve "Türk kültürü"nün her döneminde vardır!..
Bazı rektörler veya daha başka örtü düşmanları, zaman zaman şöyle inciler yumurtlarlar:
"Hükümetin YÖK'le ilgili çalışmalarının altında türbana serbestlik çabası yatmaktadır. Türk kültüründe bulunmayan böylesine bir kıyafetin tamamen siyasal anlamda, İslâmi anlamda siyasallaştığı bir kıyafetin üniveriteye girmesi de zaten mümkün değildir."
Bu rektörlerin;
"Türk kültüründe bulunmayan bir kıyafet!." sözü üzerinde biraz durmak istiyorum...
Hemen herkes biliyor ki; "Türk kültürü"nde de, "Atatürk'ün söylevleri"nde de "tesettür" ve "başörtüsü"nün ayrı bir yeri vardır!..
"Türk kültüründe olmayan bir kıyafetin üniversiteye girmesi mümkün değildir!" diyen adamlar, acaba hangi "kültür"ün ve "hangi milliyet'in mensubudur?.
Görünen o ki;
Bunlar "Atatürkçü" değildir!.. Çünkü, Atatürk'ün "Söylev"inden haberleri yok!..
Korkarım ki;
Bunlara "Türkçü" demek de mümkün değildir!.. Zira, "Türk tarihi"nden habersizler!..
Efendim;
"Örtü şekilleri"ni aldığımız kitap, Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıktı... "Türk Kültür Tarihine Giriş" adlı kaynak eser, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel tarafından hazırlanmış... Kitabın alt başlığı ise, "Göktürklerden Osmanlılara Türklerde Giyecek ve Süslenme" şeklinde... Eserde, binlerce yıllık Türk tarihinde kullanılan kadın kıyafetleri tanıtılıyor.
Kültür Bakanlığı Yayınları’ndan çıkan kitaptaki bütün resimlerde; başörtüsü "ortak giysi unsuru" olarak görülüyor... Bir başka ifadeyle hem İslâm kaynakları, hem Anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu ve hem de "Türklerin milli kültürleri"ne ait eserlerin birleştiği bir nokta var:
"Başörtüsü kadınımızın, dinî ve millî kıyafet unsuru"dur...
Bir başka ifadeyle, "dinî ve millî kıyafetimiz"dir!..
Eserde yer alan "başörtülü kıyafetler"den bazılarının isimleri şöyle:
¥ Özbek Doğu Türkistan Türklerinde Tepeli Bürünçek (Bürünçek=Başörtüsü)
¥ Türkmenistan'da Nohurla Türkmenlerinde Bürünçek
¥ Fatih Albümünden Ortaasyalı Bürünçekli Kadınlar
¥ Anadolu'dan çeşitli bürünçekler
Bakın, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, kitabına aldığı "Bürüncek/Bürünçek örnekleri" ile ilgili olarak ne diyor:
"Bürüncük sözü, bürünmek gibi, eski ve özlü bir Türk kökünden gelmiştir. Mânâsı da her çağda, "kadın başörtüsü" anlayışında idi... "Selçuk Çağı"nın başlarına ait kaynaklarda bu söz, bürünçük şeklinde görülür... "Çağatay Türk ağızları'nda ise, bürünçek şekline girmiştir. Anadolu'da da, bürüncek veya bürümcek gibi, söylenişlerine rastlanır...
Anadolu, bu bakımdan diğer Türklerden çok daha zengindir. Anadolu'dan derlenmiş, bürünmek kökü ile ilgili şu örnekler bizim bu iddiamızı daha çok destekleyecektir.
Bürgü, bürme, bürmek, bürüngeç, bürünçek, bürü, bürük, bürümbe, bürümedi, bürüntü gibi... Türk kültür tarihi bakımından gerçekten değerli olan bu deyişlerin hepsi de, kadın başörtüleri ile ilgili Anadolu Türk sözleri idiler."
Bilmiyorum daha fazla söze hacet var mı?..
Kaynak da ortada, "delil"ler de... Sayın rektörler; tüm bu "belge"lerden sonra, “örtü” için hâlâ, "Türk kültüründe bulunmayan bir kıyafet!" diyebilecek midir, gerçekten merak ediyorum!..
Eğer derlerse, "zırcahil" damgasını yemeye şimdiden hazır olsunlar!..
BAŞÖRTÜSÜNE TÜRBAN DE, SAVAŞ!
Peki, daha önceki yazılarımda da gündeme getirdiğim "Türk tarihinde örtü" konusuna niye yeniden girdim?..
Girdim, çünkü;
"Türban" diyerek, aslında "başörtüsü" ile savaşanlara "tarihten deliller" sunmak istedim...
Efendim, basına da yansıdı...
ANAR adlı araştırma şirketinin Hazar Eğitim ve Dayanışma Derneği için gerçekleştirdiği bir "Türban" araştırması varmış...
Adı geçen araştırmalarda, büyük çoğunluk, örtüsünün, "türban" değil, "başörtüsü" olduğunu söylüyormuş...
Peki, başlarına "örtü" takanlar, ona "başörtüsü" derken, "kafalarını türbana takanlar" ona niye "türban" diyor ve niye sürekli bu kelimeyi dayatıyor?..
Bunu, derneğin araştırması için yorum yazan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Ferhat Kentel'den okuyalım:
"Başörtüsü meselesi, 'türban sorunu' olarak tanımlanıyor. Oysa, araştırmada, konunun birinci derecede muhatapları, % 79 oranında başlarını örttükleri nesneye 'başörtüsü' diyor.
Türban kavramını kullananların oranı, sadece % 6. Türkiye geleneklerine ait bir kelime olan başörtüsü, onu takmayanlar tarafından türbana dönüştürüldü. Başörtüsü, babaannelerin kullandığı ve reddedilemeyecek bir kelimeye ve işarete tekabül ettiği için, bir yabancılaştırma operasyonuyla, türban olarak ilân edildi ve savaş açıldı."
Bu "tesbit ve teşhis"e lütfen dikkat edin!..
Ne diyor Prof. Ferhat Kentel:
"Başörtüsü, onu takmayanlar tarafından Türban'a dönüştürüldü... Başörtüsü, bir yabancılaştırma operasyonuyla Türban ilân edildi ve savaş açıldı!..
Aynen, "İslâm" diyemeyip "irtica" demek gibi!.. Aynen "Müslüman" diyemeyip, "irticacı" demek gibi!..
Demek oluyor ki;
"Başörtüsü" ile savaşacaksan, onu önce "Türban"a dönüştüreceksin!.. "İslâm" ile savaşacaksan, onu önce "irtica"ya çevireceksin!..
Sonra da diyeceksin ki;
"Biz, halkımızın kullandığı başörtüsüne karşı değiliz!.. Bizim karşı olduğumuz, siyasal bir sembol haline getirilen Türban'dır!"
Höst!.. Çüüşş... Ohaa!..
Ulan, "başörtü"sünü "türban"laştıran, "İslâm"ı "irtica"laştıran, "Müslüman"ları "mürteci"leştiren, sonra da bunlara savaş açan zaten sensin!.
Kimi kandırıyorsun sen?.. Milleti çocuk mu sandın?..
HANGİSİ ÖRTÜ, HANGİSİ TÜRBAN?
İşte size "fotoğraf" ve "resim"ler!..
Yukarıdakiler "bugünün Türkiye'si"nden, aşağıdakiler de "dünün Türkiye'si"nden!..
Seçin, beğenin, alın!..
"Bürgü" mü istersin, "bürünçek" mi, yoksa "bürüngeç" mi?..
"Başörtüsü" mü istersiniz, "türban" mı?..
Haa sahi, şu yukarıdaki fotoğraflara bakın da, cevap verin bana: Bu hanımların başındaki "örtü"lerden hangisi "başörtüsü"dür, hangisi "türban"dır?.. Hangisini kabul ediyorsanız, onu söyleyin de, artık "bitsin bu zulüm!"
"Türban"ı beğenmediyseniz, "bürünçek" verelim!..
Eğer, "bürünçek de olmaz" diyorsanız, bırakın "köklü tarihimiz, şanlı geçmişimiz" nutukları atmayı!..
Ve ayrıca, "bilmem kaç yüzüncü yıldönümü kutlamaları"ndan da vazgeçin!..
Zira, "başörtüsü" de, yıldönümünü kutladığınız kurumlar kadar "eski" ve "köklü"dür!..
Var mı aksini iddia edecek bir ahmak?..
------------
Ben bugün “millet” değilim!
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve “Filistin’in Demirel’i” denilen Mahmut Abbas bugün "milli irade”nin tecelligâhı olan TBMM’de konuşacaklar!..
Şahsen ben, bir “terör devleti” olan İsrail’in Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in, “benim Meclis’im”de, yani “Milletin Meclisi”nde konuşma yapmasını hazmedemiyorum.
“Felçli bir ihtiyar” olan Şeyh Ahmet Yasin’i hem de “Bakanlar Kurulu kararı” ile “bir sabah namazı” sonrası “tekerlekli sandalyesi”nde “füze ile” vurdukları için!..
Lübnan’da “ağzı emzikli bebekleri” hunharca katlettikleri için!.. Kuzey Irak'taki teröristleri eğittikleri için!..
En önemlisi de, bütün Türk milletini "keriz, aptal, enayi" yerine koydukları için!.. Evet, Peres denilen adam; Hatay'ın Hassa ilçesi yakınlarına "İsrail uçağından düşen yakıt tankı" için resmen ve alenen dalgasını geçti!.. O yakıt tankı için, "Rüzgâr uçurmuş olabilir" dedi, iyi mi?!?.. Hayır, bunu yutacak bir keriz değilim ben!.. Dolayısıyla, "Milletin Meclisi"nde konuşacağı "bugün" için, ben "milletlik"ten istifa ediyorum!..
Orada, "eli kanlı" adamlar konuşamaz! "Devlet"in neresinde konuşursa konuşsun, ama "Milletin Meclisi"nde konuşamaz!..

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa